17 Mayıs 2009 Pazar

Ahmet'ler Mehmet'leri Ayşe'ler Fatma'ları sevecek..


Tüm pazar günleri gibi bugün de erken kalktım. Dünü ondan önceki günü hatırlamaya, gece saatin 3 ünde sol tarafımdan sağ tarafıma dönerken kalbimi hissedişimi ve kalbimi hissettikten salise sonra yine her zaman ki gibi onu düşündüğümü ve hissettiğimi hatırlar oldum. Bu hissedişler her gün devam ederken reel hayatımda olup bitenlere, varlıkların her geçen gün gerçek yüzleriyle tanıştığımdan ' Acaba bugün kiminle tanışacağım ', 'bugün kimin gerçek yüzüyle karşılaşacağım' ya da bugün bir ilerleme kaydedecek miyim' gibi türlü bulanık soruları kendime sordum. Ama o an farketmiştim ki bugün pazardı. Evde boş boş oturma günümdü. Bugün ne onu ne de diğer insanları görecektim. Acaba kafamda çok mu büyütüp bir paradoks haline getiriyordum onu? Bu içimdeki sevgi miydi, aşk mıydı yoksa kafamı bulandırmamı engelleyecek bi çeşit terebentin miydi? Kendime gün de kaç tane soru sorduğum geldi aklıma. Onlarca belki de yüzlerceydi ve bir çoğu cevapsız kalıyordu. Ama cevaplardan çok sorular önemli değil miydi? Hayatı her gün daha da anlamlaştırmak istiyordu belki de yüreğim, aklım. Ama bunda 2 senedir ilerleme kaydedememişti. İnsanların gerçeklikten fersah fersah uzak olduğu bu çevrede hayatı anlamayı bırakın gerçek nedir onun bile bazen cevabını veremiyordum. Her pazar olduğu gibi yine 09:15 de başlayan diksiyonu mükemmel hanımefendiyi izledim ve ilk önce gazete başlıklarıyla başladı program.Hadise 4. olmuştu , gay hakem sonunda adını sanını açıklayarak bir kanala çıkmıştı ve sözümona bilgiçler onu eleştiriyorlardı. Tabi herkes gibi bu başlıklar ilgimi çekti ve gittim gazete aldım. Biriktirdiğim kupona bir yenisini daha ekledim. Ve hemen ardından Elif Şafak'ın yazısını okudum. Gene kelimeleri kendi içine almış ve dışarıya pırlanta değerinde kusuvermişti. Gazete, önü açık ve homofobik olmayan insanların oluşturduğu bir gazeteydi. Ve türbanlı bir köşeyazarının eşcinseller adına yazdığı bir yazıyı okudum. Bülent Ersoy'un Zeki Müren'i dudaklarından öptüğü fotoğraf ve kültür bakanının açıklamalarını eleştiren bir yazıydı. İyi güzel hoştu herşey ama bunlar yazıldıktan ve okunduktan sonra kaç kişi bu yazıyı hatırlayacaktı. Toplum onları dinlerken çok seviyordu cinsiyete gelince onları da hoş görüyle karşılıyordu fakat bu ikili dışındakileri kabul edemezdi. Ve işte böyle bir toplumda yaşıyorduk biz. Sonra internette Ayşe Arman'ın yazısını okudum Ali adlı beyefendi ne güzel anlatmıştı bir kaç satırla tüm hayatını.. Kimsenin(aile,arkadaşları dahil)onun eşcinsel olduğunu bilmediği çalıştığı yerdeki bayanların ona sarktığını ama onun sevgilisi olduğunu ve rahatça dolaştığı yerin yalnızca yurtdışı olduğunu yazmıştı. Güzeldi yazısı beğenmiştim. Ama artık bunları umursamaz hale geldiğimin bir kez daha farkına varmıştım. Artık insanların düşünceleriyle ilgilenmek istemiyordum. 'Bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler'den yana olduğumu farkettim bir an. Eskiden ne çok çabalardım ne çok eleştirirdim fikirleri.. Ama artık kimin ne düşündüğü zerre kadar umrumda değildi. Peki bunun sebebi artık hayatı umursamaz oluşum mu yoksa sevgi konusunda şu sıralar kıpır kıpır olmam ve kendimi sadece ona adama isteğim miydi?