8 Kasım 2009 Pazar

Hayatta eksikliği hiçbir zaman olmayacak olan Sevgi,Aşk..


Siz yatarken de uyanırken de onun adını söyleyerek, yüzünü, tenini hissederek hayata başladınız/son verdiniz mi? Ben bunu yaptım yapabildim. Hayatıma yakın geçmişime baktığımda çoğu şeyin ne kadar hızlı geliştiğini, bu süreçte ne yaptıysam yine yalnız kaldığımı, beni gerçek anlayanın olmadığını olsa da uzakta olduğunu farkeder oldum. Bu bağlamda yine de ayakta durabildim, düşüncelerimin arkasında durdum kendi yarattığım metaforun içinde kayboldum bazen ama o en derindeki 'ben' e hiçbir şey olmadı o aynı kaldı. 165 gün oldu yazmadığım çoğu zaman denedim ama olmadı işte biyerde hep tıkandım. Kendimi kendime anlatamazken bunu tüm dünyaya nasıl anlatabilirdim? Ama şunu çok iyi öğrendim ki 'iyi' biri olmak ve bu iyilikten ayrılmamak bana verilen en büyük yetenek. Bunu her zaman koruyabildim. Bundan sonrası mı? İşte ondan daha umutluyum. Hep plan yaparım ama bi yerden sonra yine onu ben bozarım. Planlarım arasında hep yazmak derdimi anlatmak vardı ama şu da bir gerçek ki sevgi olmadığı zaman yazamıyormuşum ...

17 Mayıs 2009 Pazar

Ahmet'ler Mehmet'leri Ayşe'ler Fatma'ları sevecek..


Tüm pazar günleri gibi bugün de erken kalktım. Dünü ondan önceki günü hatırlamaya, gece saatin 3 ünde sol tarafımdan sağ tarafıma dönerken kalbimi hissedişimi ve kalbimi hissettikten salise sonra yine her zaman ki gibi onu düşündüğümü ve hissettiğimi hatırlar oldum. Bu hissedişler her gün devam ederken reel hayatımda olup bitenlere, varlıkların her geçen gün gerçek yüzleriyle tanıştığımdan ' Acaba bugün kiminle tanışacağım ', 'bugün kimin gerçek yüzüyle karşılaşacağım' ya da bugün bir ilerleme kaydedecek miyim' gibi türlü bulanık soruları kendime sordum. Ama o an farketmiştim ki bugün pazardı. Evde boş boş oturma günümdü. Bugün ne onu ne de diğer insanları görecektim. Acaba kafamda çok mu büyütüp bir paradoks haline getiriyordum onu? Bu içimdeki sevgi miydi, aşk mıydı yoksa kafamı bulandırmamı engelleyecek bi çeşit terebentin miydi? Kendime gün de kaç tane soru sorduğum geldi aklıma. Onlarca belki de yüzlerceydi ve bir çoğu cevapsız kalıyordu. Ama cevaplardan çok sorular önemli değil miydi? Hayatı her gün daha da anlamlaştırmak istiyordu belki de yüreğim, aklım. Ama bunda 2 senedir ilerleme kaydedememişti. İnsanların gerçeklikten fersah fersah uzak olduğu bu çevrede hayatı anlamayı bırakın gerçek nedir onun bile bazen cevabını veremiyordum. Her pazar olduğu gibi yine 09:15 de başlayan diksiyonu mükemmel hanımefendiyi izledim ve ilk önce gazete başlıklarıyla başladı program.Hadise 4. olmuştu , gay hakem sonunda adını sanını açıklayarak bir kanala çıkmıştı ve sözümona bilgiçler onu eleştiriyorlardı. Tabi herkes gibi bu başlıklar ilgimi çekti ve gittim gazete aldım. Biriktirdiğim kupona bir yenisini daha ekledim. Ve hemen ardından Elif Şafak'ın yazısını okudum. Gene kelimeleri kendi içine almış ve dışarıya pırlanta değerinde kusuvermişti. Gazete, önü açık ve homofobik olmayan insanların oluşturduğu bir gazeteydi. Ve türbanlı bir köşeyazarının eşcinseller adına yazdığı bir yazıyı okudum. Bülent Ersoy'un Zeki Müren'i dudaklarından öptüğü fotoğraf ve kültür bakanının açıklamalarını eleştiren bir yazıydı. İyi güzel hoştu herşey ama bunlar yazıldıktan ve okunduktan sonra kaç kişi bu yazıyı hatırlayacaktı. Toplum onları dinlerken çok seviyordu cinsiyete gelince onları da hoş görüyle karşılıyordu fakat bu ikili dışındakileri kabul edemezdi. Ve işte böyle bir toplumda yaşıyorduk biz. Sonra internette Ayşe Arman'ın yazısını okudum Ali adlı beyefendi ne güzel anlatmıştı bir kaç satırla tüm hayatını.. Kimsenin(aile,arkadaşları dahil)onun eşcinsel olduğunu bilmediği çalıştığı yerdeki bayanların ona sarktığını ama onun sevgilisi olduğunu ve rahatça dolaştığı yerin yalnızca yurtdışı olduğunu yazmıştı. Güzeldi yazısı beğenmiştim. Ama artık bunları umursamaz hale geldiğimin bir kez daha farkına varmıştım. Artık insanların düşünceleriyle ilgilenmek istemiyordum. 'Bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler'den yana olduğumu farkettim bir an. Eskiden ne çok çabalardım ne çok eleştirirdim fikirleri.. Ama artık kimin ne düşündüğü zerre kadar umrumda değildi. Peki bunun sebebi artık hayatı umursamaz oluşum mu yoksa sevgi konusunda şu sıralar kıpır kıpır olmam ve kendimi sadece ona adama isteğim miydi?

11 Nisan 2009 Cumartesi

Yine içimden bir şeyler gelmeye çalışırken yazmakla yazmamak arasında kalıyorum. Ne yazayım diyorum ne kadarını buraya yazabilirim diyorum. Alsa götürse beni birileri diyorum çok şey diyorum:) İşte o birileri ya da birisi var tabiki:) ama ne yapacağımı bilemeden kararsızca dolanıyorum ortalarda 1 aydan uzun süredir. İfadelerimde bozulmalar, kendimi anlatamamanın sıkıntılarını yaşıyorum. Konuşuyorum ama kalbimle değil. Canımın istediklerini karşılayamıyorum. Bazen depresyon diyorum buna bazense bunu demeye bile cürret edemiyorum. Tek temennim bu 'durum'un erken bitmesi. Ve bunun içinde 'aşk' lazım diyorum.:) Çok şey ister oldum kendimden. Bazense mal gibi hissettiğim günler de oldu. Ne yapacağımı kestirememek kadar kötü birşey olmadı sanırım. Yanlış tercihlerim beni bu hale getirdi. Ama kaderci olup bunu da yaşamak lazımmış deyip avutucu pozisyona geçmek istiyorum herzaman ki gibi. Kararsızlıklar, bekleyişler, sessiz çığlıklar atarken zamanda hızla geçiyor. Ayak uydurmak istercesine kanatlarımı çırpmaya çalışıyorum ne yazık ki kanatlarımı oynatamıyorum bile. Acilen bir reçete istiyorum. En iyi şekilde kullanabilme adına...

20 Mart 2009 Cuma

Farklı Duygular


Uzun zamandan sonra tekrar yazmaya karar verdim bu sefer adresimi değiştirerek:) bu basit bir değişiklik gibi gözükse de benim için tamamen farklı bi olgu aslında. Yazamadığım süreç zarfında bir çok şey yaşadım. Sevdim, sevildim, hata yaptım.. Ama en önemlisi yaptıklarımdan yine büyük paylar çıkardım kendime. Gitgide hayatı daha anlar hale gelmeye başladım. Çevremi daha doğrusu insanları, benliğimi sorgular oldum. Her gün kalktığımda acaba bugün başıma ne gelecek sorularını sorarken yakaladım kendimi. Bu nasıl bir duyguydu? Ben bazılarının gözünde 'en iyisi' bazılarınınkinde ise 'kullanan kişi' söylemlerine oturtuldum. Bunların hiçbiri boşuna değildi. İyi yorum da kötü yorum da benim için eşdeğerdi. Eğer ben bunları duymuşsam haketmişimdir çünkü diye düşündüm kendi kendime. Hepimiz hata yaparız hepimiz yalan söyleriz fakat bazısı gerçekleri söyler bazıları bu hatalardan derslerini alır. Geçen gün apartmandan bir kadın bağırarak etrafa ağzıyla ateşler püskürtüyordu ve eminim herkes 'ne kadar çirkef bir kadın' diyordu. Peki bütün insanların da aynı o kadın gibi hatta ondan daha da çirkef olabileceğini düşünüyorlarmıydı? Hayır düşünmezler ya da düşünemeyiz biz sadece insanları yargılarız. Ama bilemeyiz ki yargıladığımız duruma düşeceğimizi. Kendimi onun yerine koyuyorum evet şimdi ben aldatıldığımı öğrensem en yakınım biriyle hem de ve sinirli bir yapım varsa bunu nasıl dışarı vurabilirim? Ya da bunun örneklerini çoğaltabiliriz. İşi daha da büyüterek hepimiz hırsız olabiliriz diyorum. Ne kadar saçma geldi değil mi? Peki siz bir baba olduğunuzu varsayın. Saat gecenin 3 ü ve oğlunuz o kadar ateşlendi ki havale geçirmeye başladı. Ve bu hastalığı geçiren tek bir ilaç var. Fakat yakınınızdaki eczane kapalı ve o ilaç vitrinin hemen ardında size göz kırpıyor. O camı kırıp ilacı alıp oğlunuza götürmez misiniz? Bakın 'hırsız' oldunuz bu örnekten herkes kendine pay çıkarabilir bu yüzden hayatta kimseyi yargılamamalıyım ve herkes için iyi niyetli olmalıyım.Umarım bu gidişatım doğru bir çizgide ölene kadar devam eder...

29 Ocak 2009 Perşembe

Zamanın yüklemi : Değişim

Değişim.. Fikirlerin değişimi.. Bazılarımız ne kadar inkar etse de fikirlerimizin değiştiğini zamanla anlarız ne denli değişimlere uğradığımızı. Şu zamanlar kendime ve etrafımda olan insanlara bakıyorum da dün dediğimiz 'kesinlikle böyle olacak' söylemleri bugün nasıl da işlemez olduk. Zaman geçtikçe kendiyle beraber fikirlerimizi de alıyormuş meğer. Geçen yazılarımın birinde hayat arkadaşını uzakta bulduysan o anki depresif hali işlemiştim. Meğer tamamen yalanmış! Hayat arkadaşın senin etrafındaymış da sen görmemişsin! Bu yalnız benim için değil bir kaç istisna dışında herkes için böyleymiş. Ama ne zaman bulacağın işte o belli değilmiş. 19 unda mı :) 20 sin de mi 30 un da mı bulursun ona bir şey diyemem ama o gerçekten iyi kalpliysen varmış hatta belki de yanıbaşında duruyormuş da sen görmüyormuşsun :) Tabi bu bazıları için saçmasapan gelecektir. Bende bunu 2 ay önce okusam aynı kanıda olurdum. Ama dedim ya bu böyleymiş ve genellemesi de yapılabiliyormuş. İşin sırrı mı : kalbinin temizliğiymiş..
Bu değişen fikrimi paylaşmak istedim umarım ....